
Burcu Dimili | The Magger | Çağrı Dizdar: ARAF
Röportaj: The Magger
→ Yazının tamamını The Magger'da okuyun
Çağrı Dizdar'ın ikinci kişisel sergisi “ARAF”, Yasemin Green küratörlüğünde Nelumbo Studios'ta izleyiciyle buluştu. Sanatçı yeni sergisinde, minyâtürün Batı resim geleneğinin normlarıyla kıyaslanmasına karşı çıkarak bu pratiğin kendi estetik imkânlarıyla bugün yeniden yorumlanabileceğini savunuyor. 2020 yılında Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan tarafından İstanbul Kadıköy'de kurulan Nelumbo Studios'ta izleyiciyle buluşan sergiyi sanatçı Çağrı Dizdar ve küratör Yasemin Green'den dinledik.

“ARAF” temasının sizin kişisel dünyanızda karşılığı nedir? Bu kavramsal çerçeveye nasıl yoğunlaştınız?
Araf ve arafta kalmak toplumsal hayatta yaşadığımız sorunlarla başa çıkamayışımızda çok gözlemlediğim ve hissettiğim bir şey. Gerçek ve kural olarak bildiğimiz her şey keyfi olarak eğilip bükülüyor ve kurallar bütününü kaybediyoruz. Tüm referans noktalarımız geçerliliğini kaybettiği ve yerine yenilerini de koyamadığımız için yaşadığımız büyük bir huzursuzluk ve sıkışmışlık var. Karnaval temasıyla bu huzursuzluğu işlemeye karar verdim.

Minyâtür ve çizgi roman estetiğini bir araya getirme fikri ilk nasıl ortaya çıktı?
“Minyâtür” bu sanata yakın zamanlarda takılmış bir isimdir. İşlevsel olarak bakıldığında illüstrasyondur; sayfa düzeni ve metinle doğal bir ilişki halindedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda bu paralellik üzerine neden gidilmediğini sorgulamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Geleneksel kitap sanatlarının genç izleyicilerle buluşma biçimini nasıl gözlemliyorsunuz?
Geleneksel kitap sanatları genel olarak ya dini ibadetın bir parçası olarak ya da geçmiş yüzyıllara ait bir hissin devamı olarak icra ediliyor. Bu yaklaşım sanattaki dinamizmi yok ediyor ve genç izleyicilere ulaşmayı zorlaştırıyor. Yerel sanatlarımız bizim hikayemizi anlatsın demiyoruz — bu durum toplumsal olarak inanılmaz özgüvensiz olduğumuzu düşündürüyor.

Sergideki dijital arayüzler ve interaktif işler izleyiciyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl dönüştürüyor?
Dijital arayüzler ve interaktif işler genç kitlenin daha çok ilgisini çekiyor. Dijital çalışmalar bu sanatlardaki ağırlık hissini bir nebze kaldırıyor ve yeni izleyici ile daha rahat iletişim kurmamı sağlıyor.
“Gerçeklik ve imaj arasındaki tekinsiz sınır” bugün neden bu kadar güçlü bir mesele?
Belki de insanlara içinde bulunduğumuz durumu daha net gösterdiği için. Yapay zeka gibi imkânlarla çok daha görünür oldu. İnsanlar rahat rahat dayanabildiği son gerçekliklerini yitirmeye başladıkları için olabilir.

Gelecek projeleriniz neler?
Kendi disiplinimin bugününü arayışımı, farklı güncel bağlamlar ile birlikte tekrar ve tekrar sizlere sunabilmek.

“ARAF”ın kavramsal çerçevesi Rancière'in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” fikriyle nasıl kesişiyor?
Yasemin Green: Rancière'in estetik rejim anlayışına paralel olarak duyumsanabilir olanın yeniden haritalandırılabildiği; mevcut meşruiyet zeminlerinin askıya alındığı bir eşlik hedefledik. Bunun için “ARAF” biçilmiş kaftandı. Maskeler duyumsayan ile duyumsanan arasındaki hiyerarşiyi geçici olarak çözüyor.
Nelumbo Studios'un mekansal atmosferi bu serginin kurgusunu nasıl etkiledi?
Yasemin Green: Nelumbo Studios, ethosu gereğince mekanını sanatçının özgün söylemi çerçevesinde dönüştürerek her sergide bambaşka bir atmosferle izleyicisinin hafızasında yerini alan nadir sanat alanlarından. Dilara ve Kerim'in sınırları yalnızca bizim hayal gücümüzle belirlenen bir oyun alanı teşkil ettiğini söyleyebilirim.
Çağrı Dizdar'ın pratiğiyle galeri arasında nasıl bir ortak zemin yakaladınız?
Yasemin Green: Çağrı'ın disiplinlerarası üretim pratiği ve üslubu, çeşitliliği pekiştirerek Nelumbo ile ortak anlayış zemininde buluşuyor. Bunun yanı sıra yaşama duyduğumuz saygı çerçevesinde Nelumbo çatısı altında bir araya geldiğimizi ekleyebilirim.

Eşlik deneyimini mekâna uyarlamak nasıl mümkün oldu?
Yasemin Green: Nelumbo'nun sokağa açılan karakteristik cepheleri özelinde çalışarak hem içeriden hem de dışarıdan izlenebilen dijital eser yerleştirmesi ile mekanın sınırlarını genişlettik. Salon askısı geleneğinden hareketle, gözlerimizi kaçırdığımız gerçeklerin göz hizamızda ve başımızı çevirdiğimiz her duvarda karşımıza çıktığı bu kurguda “eşikte olmayı” işaret etmeyi amaçladık.


